Meriç Bey, Merhaba, Röportajımıza geçmeden önce sizi kısaca tanıyabilir miyiz ?
1973 yılında İstanbul şehrinde doğdum. 2002 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü’nden, 2017 yılında İstanbul Üniversitesi Tedarik Zinciri Yönetimi Yüksek Lisans Programından mezun oldum. Yüksek Lisans bitirme projesini “e-satınalma yönetimi ve çelik sektöründe bir uygulama” konusunda yaptım. 2017 yılına kadar sırasıyla sektöründe lider tekstil, medikal, kapı pencere sistemleri, talaşlı imalat ve perakende sektörlerinde profesyonel yönetici olarak stratejik satınalma, endirekt satınalma ve tedarik zinciri yönetimi kademelerinde görev yaptım. Şu an kapı pencere sistemleri sektöründe faaliyet gösteren öncü markalar arasında söz sahibi olan Yaba Yapı Donanımları Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde satınalma müdürü olarak görev yapmaktayım. Bununla beraber, sektörel dergi ve yayınlarda, e-satınalma, endirekt satınalma ve tedarik zinciri yönetimi üzerine makaleler yazmaktayım. Aynı zamanda TUSMOD Satınalma ve Tedarik Yönetimi Derneği yönetim kurulu üyesi ve Genel Sekreteri görevini yürütmekteyim. Eğitim hayatım boyunca ailemin desteği bana çok şey kattı. Yaşam enerjilerim, dünya güzeli eşim Sanem BAYKAL’a gösterdiği özveri ve destekten dolayı, hayatıma kattıkları renk nedeniyle kızım Burcu BAYKAL ve oğlum Atakan BAYKAL’a teşekkürlerimi sunarım.
Yaba Yapı firması sektörün önde gelen firmalarından bir tanesi. Neler üretiyorsunuz ?
REZE ticari markasıyla, pencere ve kapılarda kullanılan metal ve plastik akşamlarla ilgili üretim yapan firmamız 2009 yılında İstanbul’da kurulmuştur. 8000 metrekare kapalı üretim alanına yayılmış son teknoloji tesis ve makine parkı ile sürekli kendini yenileyen dinamik bir yapıya sahiptir. Alanında uzman ve deneyimli kadrosu ile kalıp, otomasyon ve arge birimine sahip firmamızın ürün grupları pvc pencere sistemleri, pvc kapı sistemleri, pvc sürme sistemleri ve 3D menteşeler başlıcalarıdır.
Biraz da Reze markasından bahsedelim. Nedir “reze” ?
Şirketin kuruluşunda üretim konusu Menteşe imalatı ve anlamının karşılığı Arapçada ‘REZE’ olmasından almıştır. ‘REZE’ markası, sektöründe 10. Yılındadır. Öncü markalar arasında söz sahibi olduğu
gibi, ihracat yaptığı her pazarın taleplerine yerinde müdahele ederek uygun ve kullanışlı ürünler tasarlar, sorunsuz bir şekilde üretimini sağlar ve son kullanıcıya ulaşana kadar geçen süreci en iyi şekilde yöneten bir markadır.
İhracat odaklı bir firmada çalışmanın getirdiği ilave sorumluluklar var mı ?
Ürettiğimiz ürünlerini tamamını ihraç eden bir firma olarak yüksek kalite ve hızlı üretim rekabete ayak uydurabilmemiz için son derece önemli. Aynı zamanda tedarikçilerimizi global arenaya taşıyoruz. Türkiye’deki tedarikçiler çok rekabetçi. Dolayısı ile tedarikçi kriterlerinin global standartlara uygun olması gerekiyor. Az olmakla beraber yurtiçinde dağıtım tarafındaki operasyonlarımızın tamamı kendi araçlarımız üzerinden yönetiliyor. Yurtdışı operasyonlarımızda ise yoğunluk olarak yerel yada küresel lojistik şirketleri ile çalışıyoruz. Lojistik iş ortaklarımızdan temel beklentilerimiz, sürdürülebilirlilik, etik çalışma prensibi, profesyonellik, rekabetçi fiyat ve yüksek hizmet seviyesi ile işbirlikçi yaklaşımıdır. Dijitalleşen ayak uydurma amaçlı lead time’ı azaltmak paralelde müşteri hizmet seviyesini arttırmak ve hız kazanmak amaçlı proje çalışmalarımız devam ediyor.
Yurtiçi ve uluslararası alım gruplarını ve tedarikçi firmaları göz önünde bulundurduğunuzda profesyonellik anlamında neler söylemek istersiniz ?
Uluslararası satınalma yaparken öncelikle alım yapılan bölgedeki market dinamikleri, regülasyonları ve alım yaptığımız ürün grubuna göre ürünün teknik özelliklerini iyi derecede bilmek gerekiyor. Ayrıca stratejik anlamda alım yaptığınız için hammaddenin niteliğine göre dünya borsalarının da aralarında bulunduğu birçok piyasayı aynı anda takip etmemiz gerek. Sonuç itibari ile araştırmaya, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye her zaman devam etmek gerekiyor. Yurtiçinde özel ürünleri geliştirecek tedarikçi bulmak zor olduğu gibi, günü kurtarmaya yönelik eylemler söz konusu. Yurtdışı daha planlı, sistemli ve geleceğe yönelik eylem planları var diyebiliriz.
Satınalma pazarlık tarafında peki ? Yurtiçi ve uluslararası firmalarla neyi, ne ölçüde pazarlık edebiliyoruz ?
Bence bu alanda satınalma olarak çok güçlüyüz. Dünyadaki kaynakların her geçen sene azaldığını düşünürsek krizler ve gelecek dönem satınalmacıların yılı olarak görüyorum.
Türkiye’deki tedarikçiler çok rekabetçi. Her zaman güzel fırsatlar söz konusu. Yurtdışında ise fiyatlar sabit
ve stabil. Bilhassa, Patentli ürünlerde pazarlık imkanları çok rekabetçi olamayabiliyor.
Ancak şunu unutmamalıyız, dünyanın en güzel işini yapıyoruz. Bir taraf alıyor, bir taraf satıyor. Ve siparişi verene kadar patron sizsiniz, bunun tadını yaşayınız.
Ancak, siparişi verdikten sonra patron tedarikçi oluyor. Dolayısı ile doğru tedarikçi seçimi ve doğru fiyatı yakalamak bizlerin en önemli görevi olduğunu unutmayalım lütfen.
Satınalma yöneticileri giderek daha yaygın bir biçimde ticaret yöneticiliği gibi bir görev yapmaya başladı. Konuyu biraz açalım. Ürünlerin pazarda, rekabet içerisindeki konumlarını sorgulamaları isteniyor. Satışı mümkün olan, kalitesi yüksek, üretilebilir yeni malzemeleri de araştırmaları isteniyor. Pazarlama, satış, ar-ge birimleri ile iletişimler arttı sanki..
Dünyadaki yeni denge arayışı ile birlikte; nakit akışı yönetimi, tasarruf yönetimi, ihracat
son derece önemli hale geldi. Rekabet ortamına baktığımızda, tedarikçinin ve müşterinin
pazarlık gücü, bir yandan yeni ürün ve rakiplerinizin çıkma tehditi var.
Dolayısı ile işletme olarak ayakta kalmak için rekabet stratejimizi satınalma olarak çok iyi belirlemek zorundayız. Satınlama olarak, doğru fiyat ve doğru tedarikçi seçimi bu anlamda çok önemli. Türkiye’de şirketler olarak iki önemli tuzağa kapıldığımızı görüyorum. Bunlardan ilki Rahatlık Tuzağı; yani bu para bana yeter, bana bir şey olmaz düşüncesi.
İkincisi ise; Yetkinlik Tuzağı; benim rakibim yok, bana bir şey olmaz yaklaşımı. Bir zamanların dev firması Artık Nokia kimse kullanmıyor ne yazık ki. Dolayısı ile değişim çok hızlı gelişiyor. Markalar insanlaşıyor.
Bazen gelir getirmek ve karlılık karıştırılabiliyor.
Satışın her getirdiği gelir karlı olmayabilir. Futbol sahası üzerinden anlatmam gerekirse; satışçılar gelir getirir ve genellikle forvet oyuncularıdır, gol atar, bonusları ve primleri toplarlar. Biz satınalmacılar defansta tedarik riskini yönetiriz, orta sahada kategorileri yönetiriz ve forvette değer yaratırız. Yaptığımız her hamle
şirket karlılığını doğrudan etkilemektedir. Son beş yılda satınalma fonksiyonunun en önemli değişimi operasyondan çıkarak stratejik hale gelmesi oldu. Özellikle yatırım yapmak isteyen şirketler satınalma fonksiyonlarının stratejik hale getirmelerinin ne derece önemli olduğunu gördüler. Satınalmanın artan önemi ile birlikte son beş yılda C level kademesinde CEO’ya rapor veren CPO’lar üst yönetim kademesine dahil edildi.
Belirli dönemlerde emtia fiyatları ve kurlardaki dalgalanmalar görev alanınızın ana gündemi olabiliyor.
Sürekli hareketleri izleme gerekliliği yorucu mu ?
Bence yorucu demekten çok, zorunlu hale geldi demek daha doğru olur kanısındayım. Emtia fiyat analizleri stratejik anlamda şirketler için son derece önem arz etmektedir. Şirketler bu analizleri orta ve uzun vadeli pozisyonlarını almakta ve olası riskleri minimize etmekte kullanmaktadırlar. Doğru ve zamanında yapılan analizler şirketlere pozitif katkı sağlayarak maliyetlerini kontrol altında tutmasını sağlar ve satışlarını güçlendirecek yapıya ulaştırır. Aynı zamanda fiyat kontrolü, gelecek dönem piyasa fiyatlarının tahmin edilmesi ve değişen piyasa maliyetlerinin maliyete etki dercesine göre satınalma stratejilerinin önceliklendirilmesi içinde önemli olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda meslektaşlarıma ulaşabilecekleri her analizi dikkatlice okumalarını ve kendilerine uyan modelleri işlerine yansıtmalarını tavsiye ederim.
Gelecekte satın alma ve teknoloji ilişkisi nereye gidecek ? Bir öngörünüz var mı ?
Satınalma birimleri tedarikçi yönetimini; araştırma ve değerlendirme süreçlerini dijitalleştirerek; fiyat yönetimini ise tekliflendirme ve sipariş süreçlerini dijitalleştirerek daha etkin hale getiriyor. Tedarik zincirleri ise ERP sistemlerinin desteği ile planlama, tedarik, depolama ve sevkiyat süreçlerini daha etkin hale getiriyor.
Dijitalleşme ile tüm birimler birbiri ile konuşmaya başlıyor. Satınalma tarafından bulunan tedarikçi dijital sistemin içine entegre oluyor. Tedarik zinciri bu tedarik ile olan tüm hareketleri dijitalleşme ile otokontrol sistemleri ve yapay zekalar ile yönetebiliyor.
Doğal olarak dijitalleşmenin satınalma ve tedarik
zincirleri için en büyük kazancı operasyonel süreçlerin daha hızlı, daha doğru ve daha etkin olarak yapay
zekalar tarafından yürütülebilir hale gelmesidir.
Endüstri 4.0 ile getirdiği siber-fiziksel sistemler ile müşteri tercihlerine daha fazla bağlı esnek seri üretim, robotik sistemler ve otokontroller ile iyileştirilmiş imalat kalitesi, gerçek zamanlı sanallaştırılmış imalat süreçleri, büyük veri (big data) iletim hızının artması ve üç boyutlu (3D) yazıcılar ile müşteriye yakın merkezlerde daha hızlı tasarım ve inovasyon süreçleri, daha az kaynak kullanımı ile kişiselleştirilmiş ürünler
üretmenin maliyetinin düşürülmesi hedefleniyor. Bu değişime paralel olarak satınalma tarafında tedarikçilerimizi bizlerle sürekli iletişimde tutacak siber-fiziksel sistemler sayesinde; dinamik, gerçek-zamanlı olarak maliyet, ulaşılabilirlik ve kaynak kullanımı gibi kriterlere göre optimize edilmiş, kendi kendine organize olabilen, tüm organizasyon geneline yayılmış, organizasyonlar arası katma-değer zinciri ağlarının, akıllı sistemler tarafından yönetilmesi amaçlanıyor. Zira, gelecekte yer almak için satınalma stratejilerine; dijital tedarikçi ve fiyat yönetimi, big data ile satınalma karar sistemleri gibi Endüstri 4.0 stratejilerinin mutlaka eklenmesi gerekiyor. Sonuç olarak; “Rekabet gücümüzü gelecekte kaybetmemek için (robotik sistemler ile) daha ucuza, (uzak doğuda üretilmeden önce) daha hızlı, (100% kontrol sistemleri ile) daha kaliteli ve (kişiselleştirilmiş seçenekler ile) daha esnek bir şekilde, satınalma ve tedarik yönetimi stratejilerimizi oluşturmalı ve hayata geçirmeliyiz.
Hayli faal bir yöneticisiniz. Uzun yıllardan beri mesleğin gelişimi için katkılarda bulunuyorsunuz. Tüsmod Genel Sekreterliğini yürütüyorsunuz. Tüsmod’u ve faaliyetlerini tanıyabilir miyiz ?
Ülkemizde, halen Satınalma konusu, özellikle malzeme tedarik yönetimi gibi bazı konularla sıkça karıştırılmaktadır. Bunda malzeme tedarik yönetimi ve lojistik gibi kavram ve konuları iyi bilmemenin önemli bir etkisi vardır ama asıl olarak satınalmanın kavram ve başlıklarına hakim olmamak karışıklığın ana nedenlerinden birisidir. Derneğimiz, sadece Satınalma mesleğini öğrenmek, satınalma mesleğinde daha iyi olmak ve ilerlemek isteyen kişiler için değil, üst düzey yönetimlerin satınalmayı daha iyi anlamaları ve şirket içinde doğru konumlamaları içinde, Satınalmanın bağımsız bir birim olmasını her platformda paylaşıp, faydalarından bahsediyoruz. Anayasımızın 135. Maddesine göre; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları (odalar); bir mesleğin en üst düzey organıdır. Güçlü bir temsil için bir mesleğin olmazsa olmazı meslek odasıdır. Mesleğimiz için bu büyük ve önemli adım TÜSMOD ile atılmış oldu. Bu kapsamdaki sorumluluğunun bilinci ile mesleki üst kurum olarak, öncelikle dağınık vaziyetteki satınalma organizasyonlarını ve satınalma meslek insanlarını aynı çatı altında toplamaya başlıyoruz. ‘Satınalma ve Tedarik Yönetimi’ başlığı ile uluslararası mesleki kuruluşlar ile tam uyumlu hale getirerek; meslek odası olma yolundaki çalışmalarımızın yanında yurtiçinde 10.000’inin üzerinde, Yurtdışında 1000’inin üzerindeki meslektaşlarımızla öncelikle Türkiye’nin 12 sanayi şehrinde, daha sonra Avrupa, Amerika ve Asya’da şube açarak Türkiye’yi satınalma ve tedarik yönetimi alanında dünyada temsil eden ilk ve tek mesleki kurum olmayı hedefliyoruz. Sürdürülebilir Kalkınma için Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen 17 küresel hedefi, Satınalma ve Tedarik yönetimi alanında yorumlayan ve uyum taahhütü veren
dünyada ilk ve tek mesleki kurumu olduk. ATO ile birlikte oluşturduğumuz güncel mesleki trendlere göre revize edilen meslek standartlarına uygun meslek insanları yetiştirmek için ilgili üniversiteler ile 2019 yılında sertifika programları başlatacağız. Bunun yanında mesleki akademik programların açılması için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Uluslararası uyumlu mesleki ilke ve değerler ile meslektaşlarımızın haklarını korumaya devam ederek, ilerleyen dönemlerde meslektaşlarımıza unvan kazandırmayı
amaçlıyoruz. Daha güçlü bir Türkiye için tüm meslektaşlarımızı, STK’larımızı, Üniversitelerimizi ve kurumlarımızı bu yolculukta bizlerle davet ediyoruz.
Eğitmenlik tarafınızda var. Yöneticilik yapmak mı yoksa eğitmenlik mi ? Sizi hangisi daha fazla motive ediyor ?
Her ikisi de birbirini tamamlıyor ve motive ediyor beni şahsen. Bir mesleği hissederek ve o meslekle ilgili
vizyona sahip olarak iş yapmak çok önemli. Bunu tüm meslekler için söylüyorum. Eğitim ve Yöneticilik çalışmalarımı da bu anlayışla sürdürüyorum. Bunun karşılığında, işini geniş vizyonla ve severek yapan, gerçekten o mesleğin adamı olarak iş yapan genç yada yaşlı tüm profesyonellerin yaptıklarını gördükçe büyük mutluluk yaşıyorum. Birlikte hem meslek kalitesini hem iş yapma kültür kalitesini yükseltiyoruz. İlk başladığım dönemlerde satınalma mesleğine duyulan ilgi azlığını bu dönemde duyulan yoğun ilgiyle kıyasladığımızda satınalma mesleğinin ne kadar özel bir yere geldiğini verdiğim eğitimler ve çalıştığım şirketlerde net ve açık olarak görüyorum. Dolayısı ile bilgi ve tecrübelerimizi genç arkadaşlar ile
paylaşmayı önemsiyorum.
Mesleği düşünen genç arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz nedir ?
Geleneksel dar açıdan satınalmaya baktığımızda sadece ürünleri ve hizmetlerin satın alınması olarak görürüz. Satınalma yöneticisinin görevi globalleşmenin ortaya çıkması ile birlikte kökten değişti. Etkin satınalma birimleri, global dünyada en doğru hammadde, yatırım, taşeron, teknoloji vb. fiyatlarını belirleyen stratejik varlıklara dönüştü. Dünya genelindeki büyük şirketlere satınalma danışmanlığı yapan GEP firmasının yönetim kurulu başkanı J.O.Smals, ‘Klasik kuralları uygulamak yerine, stratejik ticari hedefleri nasıl etkilediğini tam olarak anlayan ve bunu yapmak için ekiplerini örgütleyen Satınalma Yöneticileri, sürekli rekabet avantajı sağlayarak, başarılı olabilirler’ diyor. Meslektaşlarıma tavsiyem ve önerim, aşağıda paylaştığım 7 alışkanlığı benimsemelerini ve içselleştirmeleridir.
Stratejik Düşünün
Hedeflere Odaklanın
Yenilikçi Olun
Değişime Cesaretli Olun
Başarı Hikayeleri Yazın
Değişimi Yönetin
Ekibinizi Çeşitlendirin
Daha rekabetçi şirketler için daha güçlü satınalma ve daha güçlü satınalma yöneticileri görmek dileğiyle…
Sevgi ve Saygılarımla
Bu keyifli sohbet için teşekkür ederim.
Prof. Dr. Murat ERDAL





